YediHilal
A- A A+

Manifesto

YediHilal;

Hayaliyle avunduğumuz; doğmasını dört gözle beklediğimiz bir gençlik için çıktı yola…İlke sahibi, prensip sahibi bir gençlik…
Başıboş gezen, tozan, azan, ezen, bozan bir gençlik değil; okuyan-yazan, düşünen-sezen bir gençlik…
Popülizm peşinde, haz peşinde; idealsiz, hedefsiz, amaçsız bir gençlik değil yani.
Dünyadaki varlığını “imtihan” ile anlamlandırmış, ebedi bir hayatın kendisini beklediğini kavrayan…
“Boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını alacağı” hesap gününe inanan…
Nefsin tuzaklarına karşı ‘nefis tezkiyesinden - kalp tasfiyesinden’ haberdar…
İslam’ı kupkuru bir ideolojiye indirgemeyen; Batılı bir akıl’la İslam’ı yorumlamaya kalkışmayan…
İslam’ın özünün ‘samimiyet / ihlâs’ olduğunu bilen…
Gösteriş yapmayan, şov yapmayan; adımlarını, insanlar görsün / bilsin diye değil;
‘Allah görüyor’ şuuruyla atan; yüce bir ahlaka sahip…
Kudüs’ün anlamını bilen; Bağdat’ın, Şam’ın ne demek olduğunu anlayan; İstanbul’u, Diyarbakır’ı bırakmayan; Endülüs’ü unutmayan… Emperyalizme karşı ‘siyasal mücadele’ bilinci taşıyan…
Ama davası kuru bir cihangirlik davası olmayan; ilayı kelimetullah için yaşayan bir gençlik…
Asıl büyük inkılâbı, kendi nefsine karşı yapması gerektiğini bilen…
Yani küçük cihattan da büyük cihattan da haberdar…
Efendimiz aleyhisselamın, gündüz kalkıp küfre ve zulme karşı cihat yaptığını; gece kalkıp teheccüd kıldığını, gözyaşlarıyla Rabbi’ni zikrettiğini bilen; çift kanatlı, kudret ve hikmet kanatlarına sahip bir genç...
“Vasat ümmet” olmanın gereği olarak ifrat ve tefritten kaçınan, adalet, ahlak ve
erdem temelli hareket eden.
İnsan fıtratına ve tabiata zarar veren her türlü zararlı maddeye/anlayışa karşı mücadele eden…
Ahlaksızlığın her türlüsünün ortadan kalkması, nesillerin ve insan sağlığının korunması için çaba harcayan…
Müslümanlıkla sahih bir ilişki kurmadan hiçbir sorunun çözülemeyeceğinin ve bir gelecek çizilemeyeceğinin bilincinde...
“İslam Kardeşliğini” kurmak için tarihsel birikime yaslanan, kuşatıcı ve gerçekçi bir dilin yeniden üretilmesi gerektiğine inanan…
Arabın Aceme, Acemin de Araba; sarı ırkın siyah ırka, siyah ırkın da sarı ırka üstünlüğü olmadığı gerçeğini kavramış, asıl üstünlüğün takvâ ile olduğuna inanan…
Birikimiyle ülkeye önder olacak bir gençlik… Kuran, tefsir, hadis, fıkıh, akaid bilen; Kendi diline vakıf olduğu kadar Arapça bilen, Farsça bilen bir gençlik.
Kur’an’dan ve hadis’ten kopmayan… Her gün Kur’an ve hadis okuyan… Fakat usulünü / yöntemini bilmeden, kaynaklardan hüküm çıkarmaya kalkmayan…
Önderini ya da cemaatini putlaştırmayan… Fakat tüm önderleri ve cemaatleri yok sayıp; kendini ve kendi aklını putlaştırma yanlışına da düşmeyen…
Önderini putlaştırmayan; fakat öndere itaatin anlamını ve önemini bilen…
Önder’in, son derece donanımlı ve ahlaklı bir şûrâ tarafından murakabe edilmesi gerektiğini bilen…
Komplekssiz bir biçimde, tüm cemaat, tarikat, meşrep ve mezhep farklılıklarını bir zenginlik olarak kabullenen…
Ehl-i Sünnete tâbi olma çizgisinde direnen; ama emperyalizme karşı Sünni-Şii dayanışmasını düşünebilecek kadar da ufuk sahibi…
Yaşadığı topraklara yabancılaşmamış ve Son Peygamber’den günümüze Müslümanların bütün düşünce tarihini; ilim, fikir, sanat şahsiyetlerini önemseyen…
Süleyman Hilmi Tunahan’dan Bedüzzaman Said Nursi’ye; Mehmet Zahit Kotku’dan Sadreddin Yüksel’e; Mehmet Akif ’ten Necip Fazıl’a; Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil’e; İsmet Özel’den Cahit Zarifoğlu’na; Rasim Özdenören’den Atasoy Müftüoğlu’na; Abdurrahman Arslan’dan Cihan Aktaş’a Müslümanların Türkiye’deki farklı ufuklarını adı gibi bilen; büyükleri eleştirecekse edebini asla kaybetmeden eleştirebilen…
Ufkunu ulus devlet ve modern zaman ufkuna mahkûm etmeyip bir Hasan el Benna’yı, bir Seyyid Kutup’u, Mevdudi’yi, Ali Şeriati’yi, Aliya İzzet Begoviç’i, İmam Rabbani’yi,Abdülkadir Geylani’yi, İbn Arabi’yi, İbn Teymiyye’yi, İmam Nakşibendi’yi, Sadi’yi,
Hafız’ı, Fuzuli’yi, İbn Rüşd’ü, Yunus Emre’yi ve daha nicelerini okumuş bir genç…
Ayakları bu toprak parçasına basan, yaşadığı coğrafyanın gerçeklerinden haberdar,cihanşumül bir ideale sahip, dünyanın dört bir yanında yaşayan mübarek bir ümmetin parçası olduğunu bilen bir gençlik…
Batının edebiyatı, teknolojisi, medeniyet anlayışı ve tarihi birikiminin ve problemlerinin farkında fakat Batı’nın kavramları ve kurumları içinde boğulmayan, kaybolmayan; Allah’ın ipine sımsıkı tutunan…
Politik kavgalardan uzak; ama siyasete müdahil bir gençlik…
Herhangi bir partiyi desteklese bile ‘partizan’ olmayan bir gençlik…
Cemaatlere, tarikatlara, sivil toplum kuruluşlarına üstten bakan, onları dışlayan değil;bütünüyle birlikte ‘İslam kardeşliği asıl bağımızdır’ diyebilen bir gençlik…
Tüm cemaatleri, tarikatları, grupları, hizipleri kucaklayacak; bu farklılıkları, özlerine dokunmamak kaydıyla ve güç birliği adına, sistematik hale getirecek o büyük organizasyonu özleyen, düşleyen…
Piyasada dolaşan lüzumsuz malûmattan zihnini koruyan; fakat ülkede ve dünyada olup bitenlerden haberdar…
Tarihe, edebiyata, siyasete, mimariye, tasavvufa, şiire, kelama ilgi duyan; fakat seçeceği bir alanda, yaptığı işi, en iyi, en güzel şekilde yapan…
İyiliği emreden, kötülüğü yasaklayan…
Bir kötülük gördüğünde, gücü yetiyorsa eliyle; yetmiyorsa diliyle müdahale etmesi gerektiğini bilen; ona da gücü yetmiyorsa, en azından, kalben buğzeden…
Yolu uzun, geleceği aydınlık olan bir gençlik…